23 Eylül 2026 - Çarşamba

“Adalet”, Bu Sefer Ağlamasın!

Yazarımız Hayri Yıldız yazdı

Yazar - Hayri Yıldız
Okuma Süresi: 7 dk.
15 okunma
Hayri Yıldız

Hayri Yıldız

-
Google News

Toplumsal bilincin sağlam bir temele oturması, bireylerin ortak bir geçmişi paylaşması, adalet algısına sahip olması ve toplumsal kaynakların işleyişini kavramasıyla mümkündür. Bu doğrultuda tarih bilinci, hukuk bilinci ve iktisadi bilinç, toplumsal yapıyı ayakta tutan üç temel sütundur.

Bu üç bilinç düzeyi bir bütündür. Tarih bilinci olmayan bir toplum nereye gideceğini bilemez; hukuk bilinci olmayan bir toplumda adalet sağlanamaz; iktisadi bilinci gelişmemiş bir toplum ise bağımsızlığını ve refahını koruyamaz.

***

Bilinçler kuşkusuz Karşılıklı Etkileşim içindedir. Eksikliklerinde karşılaşılan sorunlar da etkileşim içindedir. Aidiyet ve gelecek vizyonunu belirleyen tarih bilincinin eksikliğinde “köksüzlük” ve “manipülasyona açık”, rasyonellik ve üretkenlik yapısallığını belirleyen iktisadi bilincin eksikliğinde “fakirleşme” ile “kaynak israfı” ve adalet ile toplumsal düzeni belirleyen hukuk bilinci eksikliğinde ise “kaos” ve “güçlünün haklı sayılması” şeklinde “patolojik” bir bozulma anomaliği oluşur.

Öte yandan toplumsal olayların “çok nedenli” ve “çok etkenli” olarak ortaya çıkması, toplum bilimlerinde kesin bir “neden-sonuç” ilişkisinin kurulamayışına neden olur.

***

O halde sistem, yapısal ilişkiler içindeki öğelerden oluşan bütüne deniyorsa, devletin kurulu sistemi hangi felsefeyle bütünselleştirilmiştir?

Daha açık bir deyimle, devletin siyasi felsefesi nedir?

Devlet Liberalizmi ve ondan etkilenmeye açık muhafazakâr ve sosyal demokrat felsefeyi mi yoksa daha radikal ideolojik çizgileri mi resmî olarak benimsemektedir?

Ya da hiç birisinden de öte, “iç sömürü oligarşisi” şeklinde örgütlenen bir orta çağ devleti mi?

Akli melekeler biraz olsun işletildiğinde, Türkiye için sonuncusu işaretleniyor; en azından geride bırakılan ve acı bir fiyaskoyla bitirilen son yüz yıl için.

Gladıo tipi yapılanmalar marifetiyle her on yılda bir yapılan askeri darbeler ya da muhtıralar, yurt içi işbirlikçilerin marifetiyle yurt dışı oligarklara peşkeş çekilen ekonomik kaynaklar ve sayısı bile bilinmeyen ya da tutulamayan faili meçhul cinayetler. Bunlardan biri de hemşerimiz olan Kâşif Kozinoğlu idi; gençliğimin ve öğrencilik yılarımın geçtiği Erdoğdu Mahallesinden.

***

Konumuz adalet olduğuna göre gerçek adalet, bir kişinin belli bir yasayı çiğneyip çiğnemediğini tespit etmek, eğer çiğnediyse onu bu davranışa iten özel durum ve koşulları göz önünde bulunduran adalettir. Ama herhangi bir yasa ihlali ya da suç teşkil edecek bir davranış yoksa ya da tespit edilmemişse, bir kişinin devlet mahkemeleri marifetiyle tutuklanıp, yine devlete ait tutukevinde öldürülüyorsa, üstelik o kişi devlet görevlisi ise, bu durumda adalet ağlar ve geri çekilir.

***

Gerçek adalet, uygulamakta olduğu yasayı bile yargılayan adalettir.

Mevcut yasalar şu veya bu duruma uyuyor mu, ne zamandan kalmadır, hangi durum ve koşullarda, kimin tarafından hazırlanmıştır?

O yasayı doğuran durum ve koşullar değişmiş midir?

Yasa, varlığını bugün artık var olmayan, varlık nedenlerini yitirmiş durum ve koşullara borçlu mudur, yoksa değil midir?

Kırk ya da elli yıllık veyahut daha eski miatlı bir yasayı ele alın. Bu süreç içinde, bu uzun zaman dilimi içinde bu alanda geniş bilgiler edinilmişse eğer, bir hukuk sistemi bu gelişim dinamiğini veyahut evrimini göz önünde bulundurmuyorsa adalet’in idam sehpasına çekilmesini kolaylaştıran bir yasayla karşı karşıyayız demektir.

Çok değil, geçmişten iki örnek; Adnan Menderes ve arkadaşlarının ya da Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarının idamlarını gerçekleştiren “adaleti idam sehpasına götüren yasa” değil midir?

Elli yıllık ya da daha eski bir yasayla karşı karşıyaysanız, elli kez daha sakınımlı olmak gerekmez mi onu uygularken? 

***

Ve burada asıl suçlu/suçlular yukarıda sadece birkaçını sıraladığımız kurbanlar değil, yaşayan canlının ya da insanın geçirdiği evrimlere ayak uyduramayan yasalar değil midir?

Gizli bir yerden pusuya yatmış kurbanlarını öldürmek için ateş eden ve ele geçirilemeyen (hatta korunan) kişiyi/kişileri cezalandıracak hiçbir yasa yoktur yeryüzünde.

Belki pusuya yatmış katilleri korumak için nöbet tutan(sağlı- sollu) zevata ulaşabilirsin. Ancak, ya o nöbet tutan zevat kimi koruduğunu, hatta kim/kimler için nöbet tuttuğunun bile farkında değilse;

İşte o zaman “adalet ağlar” ve geri çekilir.

Tıpkı Hrant Dink’in eşinin ağladığı gibi. Tıpkı Muhsin ve Recep Yazıcıoğlu’nun ya da Uğur Mumcu’nun, Eşref Bitlis’in eşlerinin ağladığı gibi. Ve elbette diğerleri…

***

Birey olma ya da hukuk bilincinin gelişmediği toplumlarda, gerçek vatanseverlerin ötekileştirmek ve hedef tahtası haline getirmek kolaydır.

Kolaydır gerçek vatanseverleri öldürmek için kırsal alanlarda veya varoşlarda yaşayan ailelerin gencecik delikanlılardan “masum katil” yaratmak.

Ama zordur bu toplumlarda gerçek katilleri bulmak, cezalandırmak ve adaleti sağlamak.

***

Çünkü katil, çalılıklar arkasına saklanmış, gizlenmiştir. Onu saklandığı yerden bulup adaletin karşısına çıkarma ve cezalandırma mekanizmaları kurulamamakta, işletilememekte veya kurulması işletilmesi engellenmektedir. Ve nihayet ilk kez, bu çalılıklar arkasına gizlenmiş karanlık çetelere bir mesaj gönderilmek istenmektedir.

Bu minvalle anlaşılıyor ki; eğer başarıla bilinirse devletin kendine çeki düzen vermeye ve hukuk devletine doğru evrilmeye kararlı gibi görülüyor. O halde geriye dönük aksaklıkların ve yanlışlıkların telafisinde, devletin bizatihi kendi hatalarından dolayı ve kendi yarattığı çağ dışı yasalara uymadıkları gerekçesiyle kural dışına çıkmış ya da suç işlemiş kişileri de tekrar topluma kazandırması gerekmez mi?

O zaman bunun ön koşulu, olmazsa olmazı, devletin, tutkulardan ve her türlü ideolojilerden arınmış bir “hukuk mantığı” üzerine oturtulmasıdır.

Son söz Aristo’ya ait; “Hukuk, tutkudan arınmış mantıktır.”

***

 

 

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.