Yazı Detayı
10 Mart 2019 - Pazar 21:49 Bu yazı 666 kez okundu
 
Seçimler, Belediyeler ve Beklentiler… (1)
Hayri Yıldız
 
 

 

Öyle görülüyor ki mücadele halindeki toplumsal grupların seçime sadece belediye yönetmek düzeyinde bakmıyor. Kendi toplumsal aidiyetini, varlığını, gücünü, bekasını, kısacası sistem üzerindeki  “iktidar gücünü” etkileyecek bir süreç olarak bakıyor.

Türkiye’de siyasal gerilimin sosyolojik temelleri var ve şu anda yaşanan gerilimin ana nedeni bu. Ancak bu gerilimi tırmandıranlar sadece parti liderleri değil. Medya ve mensupları, iş adamı örgütleri, cemaatler, meslek örgütleri, illegal örgütler/örgütlenmeler gibi eski sistemi ayakta tutmaya çalışan yapılar-ön saflarda yer almasalar bile- gerilimin arka plan kurgulayıcıları olarak kapalı kapılar ardında yerlerini almakta olduğu görülmektedir. İşin yerel seçim boyutunu aşan tarafı bu, ancak nihayetinde yerel yönetimleri yönetecek kadrolar belirlenecek.

***

O zaman “iktidar gücü” olgusu gerçeği öncelikli olarak odaklanmamız gereken temel stratejimiz olması koşuluyla, bunun yanında yerel yönetimlerin özü itibarıyla ihmal edilmemesi gereken yapısal-yönetsel sorunların da sağlıklı analizleri yapılmalıdır; şimdiye dek her ne kadar ihmal edilse bile.

***

Şehir ya da kent yaşamının hemen her safhasında mutlaka belediyecilik ve belediye vardır.

İnsanın doğmadan önce “ambülâns”  halkasıyla başlayan yerel anlamda hizmet zinciri,  “mezarlık” hizmetlerine dek süren son halkada nihayet bulur.

Ancak belediyelerimizin geride bıraktığımız son yüzyıl boyunca bu hizmet zinciri içinde yer alan kamu hizmetlerini yerine getirmekte zorlandığı ve bünyesinde barındırdığı pek çok yapısal ve yönetsel sorunlar içinde “halkın beklentilerini” karşılamada başarılı bir süreç yaşadıkları söylenemez.

Bu başarısızlık bir rastlantı değildir elbette.

Daha yalın bir ifadeyle, belediyelerin özellikle salt seçilmiş organlarının başarısızlığı, bütünüyle kişisel nedenlere bağlı bir sonuç değildir.

***

Demokratikleşmenin ya da demokratik sistemlerin temel hedefi; merkezi iktidarın “yetki, kaynak ve görev” alanının sınırlanması ve devlet yönetiminin merkezde yoğunlaşmış olan bu yetkilerin taşraya,  yani yerel yönetimlere aktarılmasının sağlanmasıdır; bir başka deyimle “yerinden yönetime” geçilmesidir.  Yerel yönetimin  “ruhu”  ya da “özü”, bu kurumsal yapının işletilebilmesindedir.

Ağırlıklı olarak başarısızlığın dinamiği de burada yatmaktadır.

***

Böyle bir yapılanmadan mahrum, ya da kendi öz doğasına sahip olmayan, dar yetki, kaynak ve görev alanına sıkıştırılmış “yerel yönetim” anlayışı, idari-yönetsel acıdan başkaca sorunları da beraberinde getirir.

Kuşkusuz bunların başında  “kurumsal” nitelikte olan,  “iç örgütlenme” biçimleridir. Ülkemizdeki belediyelerin büyük bir çoğunlukta önemli yetersizlikler içinde bulunan ve pek çoğunda yalnızca bir “tabela” altında oluşmuş,  “örgütsel yokluklar” egemendir.

***

“Örgütlenme biçimlerinin içinde bulunduğu açmazlar, belediyelerin hizmet üretmelerinde ön plana çıkan başat engellerin birincisidir.”

Bu durum ister istemez, belki de en önemli sorunu yaratmaktadır; “belediyelerimizde uygulanan yönetim biçimi, esas itibarıyla, anlık, günlük ve rastgele karar alma kalıplarından oluşmaktadır.”

Bu da bize, ülkemizin yerel yönetim sisteminde, karar alma ve yönetim süreçlerini akılsallaştıran iç dinamiklerin henüz oluşmadığını göstermektedir.

***

Çağdaş yönetim bilimlerinin önerdiği; “hedefe yönelik yönetim”, “sorumluluk yönetimi” ve “performans ölçümü” gibi kavramlar belediyelerimizde bırakın uygulamayı, henüz yaygın bir bilinme, tanınma ve benimsenme düzeyine bile ulaşamamıştır. Bu durum yönetimin etki düzeyini düşürmekte ve doğal olarak da çok önemli ölçüde “kaynak israfına” yol açmaktadır.

***

İlk ikisine bağlı üçüncü bir diğer sorun, belediyelerimizde “kaynak planlaması işlevi” henüz ortaya çıkartılamadığıdır. Kentsel gereksinimler çok büyük boyutlara ulaşmış ve çeşitlenmiştir. Ancak ne var ki, bu güne kadar hiçbir belediyemizde kentsel gereksinimlerle kaynaklar arasında kabul edilebilir bir dengelemeyi yapabilecek kurumsal çözüm süreçleri ne üretebilmiş, ne de uygulama alanına koyabilmiştir.

Böyle bir tabloya belediyeler penceresinden bakıldığında, yerel anlamda kamu hizmetleri fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde icra edilebilir/edilememe sorunu, hiç şüphe yoktur ki ülkemizde “yerinden yönetim” olgusunun sistemik manada “demokratikleşme” sürecinde yapısal sorunlardan kaynaklı gecikmelerden bağımsız değildir. 

***

O halde çözüm ne?

Genel anlamda özetlersek, ülkemizdeki belediyelerin yaşamakta oldukları “yapısal” ve buna bağlı “kurumsal” nitelikli sorunların çözümlenmesi için; “süreç ağırlıklı kurumsal gelişme”yi ön plana çıkaran bir stratejinin ya da yöntemin uygulama alanına konulmasından başka bir çözüm yolu mevcut görülmemektedir. Tüm belediyelerimizin bu yöntemi öğrenmek, benimsemek ve uygulama alanına koymak durumunda olmalıdır.

***

Elbette ki böyle bir yöntemi, uygulamayı hayata geçirecek güç ve siyasi irade,  merkezi planlama,

yani “parlamento” olacaktır. Ve “anayasal”  düzenlemelerle yapısal değişikliklere gidilerek yerel yönetimleri “yerinden yönetim” ilkesine uygun kendi doğal mecrasına oturtarak  “modern kurumlar” haline getirilmelidir.

***

Böylesine bir çalışmaya girmeksizin yalnızca; “belediyelere ek mali gelir olanakları tanımak, yapılacak yasa değişiklikleri ile makro ölçekte yeni bazı kurallar koymak ve gerçek çözümü içeriği olmayan, biçimsel ve yüzeysel model denemelerinde aramak, belediyelerimizin içinde bulunduğu sorunlara kalıcı ve köktenci çözümler bulunmasını engelleyici nitelikte bir girişim olacaktır.”

***

Açıklıkla kabul edilmelidir ki, ne merkezi hükümetler belli bazı dönemlerde gerçekleştirmekte kararlıymış gibi gözüktüğü bu hedefi uygulamaya koyabilecek “siyasi iradeyi” harekete geçirebilmiş, ne de yerel yönetimler böyle bir vizyonu üstlenebilecek donanıma sahip olabilmişlerdir.

***

Ancak, içine girdiğimiz yeni yüzyılın ilk çeyreğinde, yani Ak Parti döneminde, özellikle de Lideri ve şu an Cumhurbaşkanı olan Sayın Erdoğan’ın gayretleriyle, ülkemizde “kamu idaresi” alanında zor da olsa gerçekleştirilen önemli reformlara imza atılmıştır. Ancak aynı nitelikte ve kararlılıkla “yerel yönetim” alanında gerekli reformlar ya da yapısal değişikliklere gidilememiş, gidilmesi düşünülmüş olsa bile, her seferinde sistemik manada “statik-durağan” yapının “özürlü-kötürüm üniteleri” devreye sokularak durdurulmuştur. Değişik bir ifadeyle iç sömürü oligarşisinin “normal dışı savunma mekanizmaları” işletilerek atılan adımlar geri püskürtülmüştür. Hal böyleyken sadece mevcut sistem üzerinde tabiri caizse günü kurtarmaya yönelik “rötuşlar” yapılmakla yetinilmiş ya da bu kadarına ancak izin verilmiştir.

***

Ancak modern dünya, vatandaşların yerel yönetim hizmetlerinden faydalanmak ve işlerini halletmek için belediye kapısına gitmek ya da yığılmak zorunda kalmadığı bir sisteme doğru hızla ilerlemektedir.

Bu da demektir ki, korunmaya çalışılan “eski yapılar” ile bu yapıların yerine yeniden inşa edilecek yeni “teknolojik devrimler” doğal olarak bir çatışma zemini yaratmakta, bu durum ise ister istemez zihinlerde bir “üst yapı” karmaşasına yol açabilmektedir.

***

Oysaki iletişimde “siber alan” teknolojileri, hayatın organizasyonunu hem yönetim, hem de vatandaş için azami ölçüde kolaylaştırmaktadır.

Bu gün çoğu gelişmiş demokratik sistemlerde, vatandaşlar yönetimle olan işlerinin 50’sinden fazlasını internet üzerinden yapabilmektedir.

Bu oranın hala 10’lar civarına zor ulaşabilen ülkemizde, bu konuda ciddi çalışmaların yapılması gerekliliği ortadadır.

***

Yıllarca çalıştığım ve aynı zamanda doğduğum kasabanın belediyesi olan İskenderli Belediyesi ile örneğin İskenderun Belediyesi, “idari-yönetsel” anlamda aynı yetki ve statü ile yapılandırılmıştır.

Yani, büyük bir metropol belediye başkanı ile bir kasaba belediye başkanı aynı statüye sahiptir.  Yerel parlamento (local consül) niteliğinde olan ve işlevsel yönden yerel yönetimlerin en dinamik yapısı olan “belediye meclisleri” ise, göstermelik ve “usul yerine getirilsin” anlamında bir uygulamadan öteye geçememektedir.

Bu durum doğal olarak belediye başkanının üzerinde gereğinden fazla bir yük ve baskı unsuru oluşturmakta, “yerel halkın beklentileri” acısından ise, seçim öncesi vaat edilen hizmetlerin gerçekleşememesi üzerine de hayal kırıklıkları yaşanmasına sebebiyet vermektedir.

***

Son iki haftada yayınlanması düşünülen 2 ve 3 başlıklı makalelerimde ise, teknik anlamda çözüm önerilerine, ama esas olarak niyetimin Trabzon’a, Trabzon’u yönetmenin neden zor olduğu konusuna ve adayların “siyasi-donanım-vizyon” üçgeninde değerlendirmeye çalışmaktır.

Şimdilik hoşça kalın.

 
Etiketler: Seçimler,, Belediyeler, ve, Beklentiler…, (1),
Yorumlar
Haber Yazılımı