İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !
Yazı Detayı
28 Mayıs 2019 - Salı 17:46 Bu yazı 301 kez okundu
 
Komünizm, Maçoğlu ve “Dersim’in Vahşi Kartı (1)”
Hayri Yıldız
 
 

Komünizm Nedir?

Komünizm sözcüğünün kökeni Latincedeki “communis” kavramıdır.

Bu kavram “ortak” ve “evrensel” anlamlarına gelmektedir.

Türkçe’ye, Fransızca “communisme” kavramından geçen komünizm sözcüğü ise, Türk Dil Kurumu sözlüğünde, kısaca; “Bütün malların ortaklaşa kullanıldığı ve özel mülkiyetin olmadığı toplum düzeni” olarak tanımlanmaktadır.

***

Bu anlamda-bilebildiğimiz kadarıyla dünya dışında-evren veyahut kâinat ya da güncel bir tabirle “galaksiler” communis’tir. Sahip oldukları ortak alanda kendi dinamik döngüsellikleriyle belli bir uyum, ahenk, ritm ve armoni içinde dönerler, dönerler, dönerler…

Ve sonunda o devasa ağırlığı taşıyamayan “helezyonik boşluk”, zorunlu olarak kendi içinde oluşturduğu “kara delikler-black hole”, o devasa galaksileri yutar ve hiçliğe dönüştürür. Sonra da yine o hiçlikten yeni “varoluş”lar ile yeni evrenler oluşturur.

Kuantum fiziğiyle ulaşabildiğimiz gerçeklik, ayrıntılarına girmeden, şimdilik özetle bu kadardır.  

***

Ancak, dünyada o kozmik ihtişamdan bağımsız bir gezegen değildir ve “genel”de o da teslim olur sonunda, o döngüselliğinin yok oluş yolculuğuna. Ne var ki dünya, “özel”inde “communis” değildir, olamaz da. Nedeni de kendi iç dinamiklerinde barındırdığı canlı organizmaların yaşamsal faaliyetleri, kendisini, kendi içinde “ortak” ve “evrensel” kılmaya imkân vermez.

Çok bariz ve basitinden bir örnek verelim; Bir insanı bir yıl beslemek için 300 alabalık gerektiğini varsayalım. Bu alabalıklar ise, diyelim ki yaklaşık 1000 ton ot tüketerek yaşayan 20-25 milyon çekirge tüketen 30.000’e yakın ya da daha fazla kurbağa yemeleri sayesinde varlıklarını sürdürebilirler ancak.

***

Bu şu demektir; Tüm canlı mahlukat, çevrelerinden “negatif entropi-eksilten enerji” alarak ayakta kalabilirler ve eksilttikleri enerjiden daha fazla “düzensiz yapılar” yaratırlar. Yani, insanlar da dahil tüm canlı organizmaların ve onların üretimleri olan makineler-üretim araçları-ile mevcut “düzenli yapıların” eksilen entropilerinin bedelinin, sistemin bütününde daha çok entropi artışı olarak ödendiğini göstermektedir.

O halde özelinde böyle bir dünya, “communis”, yani “ortak” ve “evrensel” olamaz.

***

O zaman olmayan bir olgunun, kavramın, düzenin ya da sistemim siyaseti ya da siyasal sistemi de olmaz. Dolayısıyla olmayan bir düzenin partisini kurup siyaset yapmanın da bir anlamı kalmıyor.

Bu itibarla “komünizm” aslında bir dünya sorunudur. Bu sorunun müsebbibi elbette ki Marx ve Engels ya da diğerleri değildir.  Engels’in, “sol” entelijansiyasında her biri birer başyapıt olarak kabul gören “Anti-Duhring” ve “Doğanın Diyalektiği” ile Karl Marx’ın, özellikle “emek-ücret-fiyat” etkileşimlerinin dinamiklerini ilk kez kendi doğallıklarında analizlerinin yapıldığı ve ekonomik literatüre kazandırdığı “Das’Capital”in evrensel ölçekte sağlıklı analizleri henüz yapıldığı söylenemez, hele de ülkemizde. Doğrularıyla-yanlışlarıyla, fazlalıklarıyla ya da eksiklikleriyle…

Bu da gösteriyor ki orijin haliyle-beğenilir ya da beğenilmez- “evrensel sol”un uzantıları, Türkiye limanlarına ulaşmamıştır ya da ulaşımı engellenmiştir. Farklı bir analiz konusudur bu, ancak şu bir gerçek ki bugünkü Türkiye solu ve temsili partileri, bırakın sol-sosyal demokrat olmayı, çok hazin ve   acıdır; küresel oligarşizmin “merkezi partileri” haline evrilmiş ve onlara hizmet eder konuma gelmişlerdir.

***

Evrensel sol’un kuramcıları Plehanov’dur, Kautsky’dir, Bernstein’dir, bu kuramı “devlet” hiyerarşisinde ilk kez uygulayan Bismark’tır. Ve sonunda, kendi üretimlerine, tüm bu kuramcıların kuramlarını da ekleyerek bir “manifesto” hazırlayan Marx ve Engels’tir. Onlar da tıpkı kendilerinden önce yaşayan Hegel, Kant, Newton ya da Einstein gibi doğa bilimcileri, veyahut da Adam Smith, Hayek, Ricardo ya da Keynes gibi iktisat teorisyenleriydi. Bunlar ne kadar “inançlı” ya da “inançsız-tanrıtanımaz” iseler, onlar da pek farklı değillerdi.

Sorun bu değil aslında, sorun; tıpkı “Kemalizm”de yapıldığı gibi, Marx’ın ya da benzerlerinin “tanrıtanımazlığı”, bir ideolojiye dönüştürülerek “Allahsız Komünizm” adı altında, özellikle de üçüncü dünyanın yoksul kitlelerine servis edilmesindeydi. Daha sonraları buna “Leninizm” de eklenerek “Marksist-Leninist” ideolojiye dönüştürüldü ve “paylaşım savaşları”nın en kullanılabilir argümanı haline getirildi. Özellikle de “ulusal kurtuluş örgütleri” adı altında kurgulanan ve “antagonist-uzlaşmasız” çatışmaların bir kutbunun vazgeçilmez malzemesi haline dönüştürüldü.

***

Kızıl tehlike” olarak sahaya sürülen “Allahsız Komünizm”e karşı, simetriğinde kullanılabilir başka bir argüman daha gerekiyordu, sistemin işleyebilmesi adına. Buna da bir çare bulundu; özellikle de 2.Paylaşım-dünya savaşından sonra “küresel oligarşizm”in merkez üstü haline gelen ve Mahzuni Şerif’in “katil, katil…” diye bestelediği eserine konu olan ABD, “milliyetçi-İslamcı” grupları destekleyerek bir “yeşil kuşak” projesi oluşturdu.

***

Ve esas tehlike böylelikle başlatılmış oldu, özellikle de her biri birer süper güce dönüşen iki ülkenin gizli haber alma örgütleri marifetiyle tezgahlanan ve gelecek senaryolarında kullanılan “vahşi kartlar” sahaya sürüldü. İstihbarat dilinde “temel bilinmeyenler” manasında “stratejik sürpriz” denilen bu tür senaryolara, Alman sosyal demokrat teorisyen ve politikacı Eduard Bernstein; “Akla uygun olmakla beraber gerçekleşme ihtimali düşük olan, gerçekleştiğinde de mantık zincirini ya tamamen ortadan kaldıran ya da köklü bir şekilde değişikliğe uğratan olaylardır” diye tanımlar.

***

Türkiye’nin NATO’ya girmesinin hemen ardından sahaya sürülen, bizim için gereksiz ve hazin bir serüven olan “Kore Savaşı” bir “vahşi kart”tı mesela. 

11 Eylül Saldırıları,

Nükleer silah ve savaş tehditleri,

Aslında işgal edilmek istenen, ancak bölgeye demokrasiyi götürme bahanesiyle “zehirli otlar”ın serpiştirildiği “Arap Baharı” ve benzeri operasyonlar,

Etnik-dini” kimlikleri kaşıyan ve akabinde “iç çatışma” yaratan hileli oyunlar,

Terör örgütleri kurmak ve bunları birer “katalizör” olarak kullanıp kendisine “alan” oluşturmak.

***

Her iki gücün; jeopolitik acıdan “Dünyanın damı ve kalpgahı” olarak adlandırılan Afganistan’ı birbiri ardına işgal etmeleri, Ortadoğu ve diğer enerji kaynaklarını ele geçirme ve böylelikle enerji koridorlarını denetim altına alma savaşımları; tabii ki bizzat kendilerinin karşı karşıya gelmesiyle değil, “yerli-işbirlikçi” güçleri ya da terör örgütlerini kullanarak “proxy-war-vekalet savaşları” marifetiyle, Ulus-devlet tipolojisinin “vahşi kartları” olan “ulusal kurtuluş hareketleri”ni başlatmak ve akabinde onlara silah satmak için kendi kurgularıyla başlatılan bu hareketleri desteklemek.

Ve giderek şiddetini artırarak devam ettiriyor “küresel oligarşizm”, “vahşi kartları”nı daha da vahşileştiren stratejileriyle.

***

Bu manada ne biri diğerinden daha adil, daha demokrat ve daha insancıl idi. Ne de öteki, berikinden sömürü anlamında daha vahşi, daha emperyalist ve de daha şeytani.

Ne Hitler’in Stalin’den bir farkı vardı, ne de Stalin’in Hitler’den.

Her ikisi de “insan kasabı”ydı.

Ancak ne yazık ki “YALNIZ DEĞİLDİLER.”

Hitler milyonlarca Yahudi’yi tek başına mı yok etti?

Veyahut Stalin, milyonlarca siyasi düşmanını yok ettiğinde tek başına mıydı?

Elbette ki “hayır!”

Ne yazık ki öldürdüklerinden fazla “kitlesel” bir desteğe sahipti her ikisi de.

Velhasıl tekrar edelim; böyle bir gezegen “communis” olamaz.

O halde sorun ne?

***

Cevabını vermeye çalışacağız haftaya, “Dersim’in Vahşi Kartı (2)” başlıklı makalemizde.

Buluşmak dileğiyle.

 

 
Etiketler: Komünizm,, Maçoğlu, ve, “Dersim’in, Vahşi, Kartı, (1)”,
Yorumlar
Haber Yazılımı