Yazı Detayı
26 Haziran 2019 - Çarşamba 10:27 Bu yazı 81 kez okundu
 
ERDOĞAN’IN CEKETİ, EKREM’İN MENDİLİ
Vedat Uzuner
 
 

Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyanın gıpta ettiği bir lider olduğu herkesin malumu.

Yaptığı hizmetler, dış dünyada kazandığımız imaj, dik duruşumuz, mazlumların umudu oluşumuz.

Birilerinin hoşuna gitmese de ortada ülkemizin yıllardır özlemini duyduğu bir lider var.

Demek lider olmak, imaj sahibi olmak, ülkeye imaj, vatandaşına kendine güven kazandırmak, mazluma umut olmak, düşenin elinden tutmak her zaman her şeye yetmiyor.

Nereye kadar Tayyip Erdoğan?

Nereye kadar liderlik?

Nereye kadar karizma?

Nereye kadar imaj?

Tayyip Erdoğan’ın ortaya çıkardığı hareket iğneyle kazılmış bir kuyu.

…Ve birileri içini taş dolduruyor.

İğneyle kazılan kuyu iş makinalarıyla taş dolduruluyor.

Erdoğan’ın çabası artık yetmiyor.

Yorgunluktan, uykusuzluktan torbalanmış gözler ‘imdat’ diyor, yardım istiyor ama kimsenin umurunda değil.

Bir iki dava insanı hariç kimse sorumluluk almıyor, bırak elini, parmağını bile taşın altına koymuyor.

Binali Yıldırım.

Lidere bağlılık ve samimiyetin heykeli dikilecekse bu ancak Binali Yıldırım olurdu.

Karizmatik değil, sempatik.

Sempatik olmak yetmiyor artık.

Hizmet etmek, proje üretmek, köprüler kurmak, tüneller açmak yetmiyor.

Samimi, dürüst, içten olmak, beyefendi olmak, vakur olmak yetmiyor.

Siz dağları aşan tüneller açarken, köprülerle tepeleri kavuştururken, siz hizmet, gayret ve samimiyetle köprüler kurarken sizin takım arkadaşlarınız gönül yıkıyor, kalp kırıyor.

Nasıl mı?

Burnundan kıl aldırmayan kibriyle.

Giyim kuşamın, markanın insana değer kattığını sanan yöneticilerle.

Konuşan, eleştiren teşkilat mensubunu, gönüldaşını ve dahi rakibini hain ilan eden, en ufak bir eleştiriye bile tahammülü olmayan, anlayışla.

Fetö ile mücadele ederken kendini hâkim, savcı yerine koyan il, ilçe yöneticilerinin desteksiz, mesnetsiz, acımasız beyan ve açıklamalarıyla ve hala bertaraf edildiğine inanılmayan siyasi ayakla.

Davanın yükünü çeken samimi insanlar bir iki eleştiriden sonra silinip bir kenara itilirken, gölgesi hep siyaset üzerinde gezen isimlerden duyulan rahatsızlıkla.

Nasıl olsa Erdoğan var, aday önemli değil, kimi koysak kazanırız kolaycılığıyla.

Yaranma ya da destek ne derseniz deyin medyanın gücünün gücün medyasına dönüşmesiyle.

Yandaş, kasıtlı, zorlama haber ve yorumların en samimi insanda bile ortaya çıkardığı tiksintiyle.

Özellikle öğretmen atamalarında izlenen, birçok itiraz ve ısrarlı karşı çıkmaya rağmen devam ettirilen uygulamalarla.

Kadın ve aile konusunda Avrupa Birliği normları, müktesebatı gerekçesiyle izlenen ve toplum yapımıza uymayan, aile kurumunun temelinin çatırdamasına yol açan, sözde kadını önceleyen uygulamalarla.

Parti teşkilatlarının iş ve ekmek kapısı olarak görülmesi, buraların boynu bükük kalbi kırık insanların ahını alan mekânlar halini almasıyla.

Reisi Cumhurun kendisini yıllardır ayakta tutan sıradan vatandaşın sesini duymasını engelleyen, kalın duvarlar örenlerin gittikçe gücünü artıran varlığıyla.

Verilen sözlerin tutulmasında geç davranılmasıyla ya da bir türlü adım atılmamasıyla.

Göçmenlerin kontrolsüz bir şekilde ülkenin her tarafına yayılması, belli bölgelerde gettolar oluşturulması ve bunun halk içinde ortaya çıkardığı rahatsızlıkla.

Ekonomik sıkıntılara kesin çözüm üretecek köklü politikalar oluşturulamamasıyla, istihdamın üretim odaklı artırılamamasıyla.

Yerel, yerli ve milli kalkınma hamlesi konusunda geç kalınmasıyla, katma değeri yüksek teknolojik atılımların yapılmaması ya da yetersiz olmasıyla.

Vatandaş hala kemer sıkmaya zorlanırken; gerek devlet kademelerinde gerekse parti teşkilatlarında savurganlığın had safhaya ulaştığı inancıyla.

Kontrolsüz özelleştirmeler sonucu vatandaşın cebine gözünü diken özel sektörün şikâyet edileceği bir makamın bulunamayışı, sonuçsuz şikâyetlerin milleti canından bezdirmesiyle.

Yöneticilerin samimiyetine rağmen Cumhur ittifakının AKP ve MHP tabanında yeteri kadar karşılık bulamamasıyla, özellikle MHP oylarının İP’ye kaymasıyla.

Gençliğin heyecanını oya devşirecek politikaların üretilememesiyle.

Hiç gereği yokken, yok hükmünde bir şahsın sözde mektubunun gündeme düşmesi ve devletin televizyonunda haber yapılmasıyla.

Recep Tayyip Erdoğan’ı günahı kadar sevmeyen bazı kifayetsiz muhterislerin; ikili ilişkilerle, en tepeden en dibe parti yöneticilerinin referansıyla makam sahibi olmalarının, tabanda verdiği rahatsızlığın küskünlüğe dönüşmesiyle.

Seçime yüklenen anlamın abartılmasıyla.

İmamoğlu’nun ülkemizdeki legal bir partinin adayından çok daha farklı, tehlikeli biri olarak görülmesiyle.

HDP’ye olan yakınlığının, Demirtaş’la ilgili beyanlarının yeteri kadar anlatılamamasıyla.

Haksızlığı ve hakareti ayan beyan ortada olan VIP krizinde bile mağduru oynaması ve kendisine prim yaptırılmasıyla.

Cumhurbaşkanının seçim mitingi yapmak zorunda kalmasıyla. Tarafsızlığını koruyamadığı algısıyla.

İyi niyetle de olsa tartışma yaratacak kontrolsüz söz, söylem ve eylemlerle.

CHP belediyelerinin iyi yönetilemediği, hizmetin yetersiz olduğu iddialarının güçlü argümanlarla vurgulanamaması, bu yöndeki söylemlerin birbirini tekrar etmesiyle.

Siyaset din mesafesinin korunamamasıyla.

Devlet imkânlarının bir tarafın adayı lehine kullanılmasının -ya da bu algının- karşı tarafı zayıf düşürdüğü, mağdur ettiği algısıyla.

İmamoğlu'nun neredeyse partisinden bağımsız yürüttüğü propagandayla.

Genç ve dinamik oluşu ayrıca manevra kabiliyeti yüksek konuşma tarzıyla.

Beden dilini kullanışıyla. Terlemese bile sık sık alnını silerek 'alın teri' akıttığı algısı oluşturmasıyla.

Vaktiyle Erdoğan'ın söylediklerini söylemesiyle, onun tarzını benimsemesiyle.

Fazla üzerine gidelim derken, 1994 döneminde Refah Partisi adaylarının maruz kaldığı mağduriyetin İmamoğlu için oluşturulmasıyla.

Seçmenin hizmetten daha çok yeni bir söylem, yeni bir yüz istemesiyle.

Görevden el çektirilen başkanların yerine koltuğu dolduracak, heyecan yaratacak adayların bulunamamasıyla.

Bu başkanların neden görevden alındığına dair kamuoyunu tatmin edecek açıklamaların yapılamamasıyla.

Seçimin zaten zayıf olan iptal gerekçelerinin yeteri kadar anlatılamamasıyla.

Rahmetli Erol Olçok’tan sonra hepsi sönük geçen kampanya dönemleriyle.

Artık önüne bakacak Ak Parti ama beş yıl da heba olacak İstanbul, Ankara için.

Umarım yanılırım.

 

 
Etiketler: ERDOĞAN’IN, CEKETİ,, EKREM’İN, MENDİLİ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
17 Temmuz 2019
Halkı Dinleyelim!
106 Okunma.
20 Haziran 2019
İMAMOĞLU-YILDIRIM BULUŞMASI
146 Okunma.
17 Haziran 2019
Bakanlığın Karnesi Nasıl?
63 Okunma.
31 Mayıs 2019
BU NE HIZ HOCAM!
149 Okunma.
24 Mayıs 2019
Yeni Seçim Eski Yanlışlar
85 Okunma.
10 Mayıs 2019
HIRSIZIN HİÇ Mİ KABAHATİ YOK?
147 Okunma.
26 Nisan 2019
YUMRUK TERAPİSİ
334 Okunma.
08 Mart 2019
SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLER
241 Okunma.
01 Mart 2019
Küçük Ay Büyük Zulüm!
180 Okunma.
14 Şubat 2019
Devlet Görünür Olmalı
269 Okunma.
07 Şubat 2019
TELEKOM: PARA GANİ, HİZMET HANİ?
367 Okunma.
24 Ocak 2019
Nedir Bu Tonya'nın Yolsuzluktan Çektiği?
860 Okunma.
21 Ocak 2019
YENİLDİK VE EZİLDİK
268 Okunma.
19 Ocak 2019
Başarı Sadece Yüksek Not Değildir
225 Okunma.
05 Ocak 2019
Poşet Tartışması
326 Okunma.
31 Aralık 2018
Kutlamayalım Kalsın!
285 Okunma.
08 Ekim 2018
BİR MİLYON FİKİR
448 Okunma.
23 Eylül 2018
Kesilmeyen Silah Sesleri
520 Okunma.
05 Eylül 2018
Bismillah
398 Okunma.
17 Ağustos 2018
Üretim Üretim Üretim
531 Okunma.
10 Ağustos 2018
DENETİMSİZ SERBESTLİK!
419 Okunma.
31 Temmuz 2018
Nasıl Olur?
474 Okunma.
14 Temmuz 2018
15 Temmuz
465 Okunma.
10 Temmuz 2018
YENİ SİSTEM, YENİ KABİNE: HAYIRLI OLSUN
928 Okunma.
27 Haziran 2018
BAŞARIDAN DA DERS ÇIKARMAK LAZIM!
674 Okunma.
19 Mayıs 2018
AH FİLİSTİN!
540 Okunma.
13 Mayıs 2018
Spordan Siyasete
432 Okunma.
04 Mayıs 2018
Zor Oy'unu Bozar
717 Okunma.
20 Nisan 2018
Haydi Seçime!
633 Okunma.
16 Mart 2018
Oyun Devam Ederken
570 Okunma.
12 Mart 2018
Çocuk ve İstismar
503 Okunma.
19 Şubat 2018
GO HOME CONİ!
673 Okunma.
15 Aralık 2017
KADIRALAK TABİAT PARKI
724 Okunma.
14 Ekim 2017
DOSTUM ABD(!)
835 Okunma.
15 Temmuz 2017
KAHRAMANLIK DESTANLARIMIZIN ÖZETİ:
934 Okunma.
14 Temmuz 2017
698 Okunma.
Haber Yazılımı