Yazı Detayı
11 Nisan 2020 - Cumartesi 10:00 Bu yazı 471 kez okundu
 
“Corona”nın Arka Bahçesi
Hayri Yıldız
 
 

3. dünya savaşını nükleer ya da kitlesel ordu savaşı olacak sananlar yanıldı.
21.yüzyıl, 4 bacaklı bir savaşın içinde buldu kendini; “Ekonomik savaş”, “siber savaş”, “nokta suikastler” ve “biyolojik savaşlar.”

***

Microsoft’un sahibi olan ve aynı zamanda dünyanın en büyük zenginleri arasında yer alan Billy Gates, 2015 yılındaki bir konferansında; “Önümüzdeki 10 yılda bir şey 10 milyon insanı öldürürse bu muhtemelen savaş değil, oldukça bulaşıcı bir virüs olacaktır" demişti ve o anda ekrana tıpkı şimdiki haliyle “Covit-19” virüsünün görüntüsü gelmişti.

***

The Material Girl”, yani “malzeme kız” lakaplı namı’ı diğer Madonna, 2019'da İsrail'de düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışmasında sahnelediği “Like A Prayer” ve sonrasında “Future” performansı geniş yankı uyandırmış, hatta Madonna’nın, bir küvetin içinde çıplak bir halde “corona” markalı daktilosunda “büyük eşitleyici” diye bir not yazması pek dikkatleri çekmemişti.

Aynı şekilde Lady Gaga’nın reklam filmi de öyle.

***

Velhasıl, aradan çok fazla bir zaman geçmedi ve dünya aniden bir viraneye döndü;

Bomboş metrolar, park alanlarına çekilmiş yüzlerce, hatta binlerce uçaklar. Yoğun bakım ünitelerine ya da acil müdahale birimlerine dönüştürülen stadyum ve benzeri tesisler… Dünya, nasıl da aniden bir bilimkurgu filmi haline dönüştüVe bu ölümcül salgının, insanların nasıl maskesini düşürüp onların gerçek yüzünü gösterdi.

***

Hangi güç, 320 kişilik bir uçağı tek bir yolcuyla kaldırabilir?

Hangi güçlü ülkenin güçlü ordusu veyahut otoritesi, tüm dünya insanlarını evlerine kapatır?

Bunu hangi general ya da hangi “emir komuta zinciri” başarabilir?

Avrupa Birliği’ni dağıtan bir ülkenin başbakanına bile diz çöktürdü ve “diğerlerinden bir farkın yok” dercesine onu da yoğun bakım ünitesine kapattı.

Kendini “dünyanın en büyük efendisi benim” diye ilan eden ve dünyanın nerdeyse 2/3’sini sömürü düzenekleriyle birer köleye dönüştüren o ülkeyi ne hale getirdi?

Göklerin hâkimi benim” gösterişinde inşa edilen ve kule ya da gökdelenleriyle modern dünyanın sembolüymüş gibi kurgulanan o modern kent “Newyork”, sokaklarını “ceset torbaları”yla hangi güç doldurabilirdi?

Neydi ve kimdi, dünyanın 2/3’sinin yüzyıllardır başaramadığını bir anda başaran?

Cevabı, Işık mikroskobuyla bile görülemeyecek kadar küçük yapıda olan zehirli bir protein.

***

Peki, bu zehirden ölenlerin sayısından kat kat daha fazla insanlar ölüyor diğer bulaşıcı hastalıklardan.

Sadece kanserden ölenlerin sayısı bir milyon 500 binin üzerinde.

Düşükten ölen çocuk sayısı 8 milyon 150 bin.

Her yıl 350 bin kadın gebelik ya da doğum esnasında ölüyor.

Hatta “Covit-19” diye adlandırılan bu virüsten ölenlerin sayısı, Grip’ten ölenlerden çok daha az.

Ancak, korkunun ve alınan önlemlerin yüksek düzeyde olması her insanı, her şirketi, her organizasyonu, her devleti paniğe itiyor.

Reel ekonomiler; bankacılık, emlak-gayrimenkul, eğitim, müzik-eğlence, turizm ve enerji sektörleri çöküş aşamasında.

***

Peki, bu zehirli protein nereden çıktı veyahut kaynağı ne?

Ya da “bilinçli bir el’in üretimi mi acaba, yoksa doğal bir “selectıon” mu?

Henüz saptanamadı. Şu an olağan şüpheli Çin’in Vuhan kentindeki canlı hayvan pazarı.

Ancak, olağan şüpheli gözüken bir mekânda, bu zehri ilk kez dünyaya duyuran gazetecilerin birer birer ortadan kaybolmaları da neyin nesi?

Örneğin virüsü ilk kez duyuranlardan biri olan gazeteci Fang Bin’den hala haber alınamıyor.

Bir giyim mağazasında satış danışmanı olan Fang Bin, Wuhan Hastanesi önünde çektiği bir videoda ölülerin konulduğu ceset torbalarını göstermişti. Çin yetkilileri ise Fang Bin’i yalan haber yaymakla suçlamıştı kaybolmadan önce. Benzer biçimde virüsle ilgili ilk yayınları yapanlardan birisi olan bağımsız gazeteci Chen Quishi’nin de ortadan kaybolduğu söyleniyor.

***

Durum, çok daha ciddi soruları gündeme getiriyor:

Dünya ekonomik değerlerin tekrarından “doğuya evrilmesi” sürecinde, Yahudi sermayesinin yeşerttiği Çin, şimdi aynı güç tarafından bir numaralı hedef haline mi getiriliyor?

Yoksa, ABD’nin “emitasyon” ülkesi olan Çin, tam da sırası gelmişken, dijital para “bitcoin” ile bunun arkasındaki dağınık veri tabanlı “Blockchain” teknolojisini kullanarak bir an önce kendi imparatorluğunu ilan etmesi mi?

Ya da dijitalleşmenin çıktısı blockchain teknolojisinin getirdiği fırsatlar, “finans”, “sağlık”, “bilim”, “sanayi” gibi farklı sektör ve alanlarda hayatımızı kolaylaştırıyorsa ve iş görme şekillerimizi rutin halden çıkartıp yeni bir üretim ve tüketim modeli yaratıyorsa ve de teknoloji de sosyolojiyi değiştiriyorsa, acaba yeni bir “sosyal toplum” mu inşa edilmek istenmekte?

Bu yönüyle bakıldığında sanki Çin, elinde “anti-virüs”le adeta hazır halde beklediği görüntüsü veriyor.

***

Çapraz sorular da üretilmiyor değil. Örneğin; Dünya Sağlık Örgütü’nü bile kontrol eden ve silah sektöründen sonra ikinci sırada yerini alan uluslar üstü ilaç şirketleri mi harekete geçirildi?

Alman Derin Devleti ile iç içe olan Vatikan, dünyanın en güçlü silah satış merkeziydi. O halde bu gücün kontrol altında tutulması için bir operasyona mı gerek görülmüştü?

ABD Derin Devleti, yani Pentagon'un yönettiği Alman Dergisi “Der Spiegel”, açık şekilde söylemese de 4 liderin (Erdoğan, Putin, Trump ve Çin Lideri Cinping) birbirleriyle çok ama çok iyi anlaştığını yazıyor ve şunu ekliyordu: “Kendi ülkelerindeki derin yapılarla sorun yaşayacaklar... Ülkelerinin içinde de başları ağrıyacak” diyordu.
O halde olaya bir de bu yönüyle bakıldığında, küresel oligarşizmin “ölüm çukuru”na dönüşen Pentagon’un, içinde kendi liderleri de olmasına rağmen, ancak kendileri için büyük bir sorun teşkil eden bu dört liderli kareyi bertaraf etme operasyonu gözüyle mi bakılmalı?

Çin’in kazancı çok büyük ise, ABD bunun peşini bırakır mı? Gibi…

***

Çok daha değişik platformda, değişik çaplı ve optik mercekli gözlüklerle bakan gözler de var.

Örneğin Prof.Dr.Taşansu TÜRKER’in: “Yeniden bir yurttaşlık inşası gündemin merkezine oturacak” yorumu gibi.

Böyle bir süreçte ise, kapılarını doğu mistisizme açık tutan ve “derin” ve “köklü” medeniyetlerin kültürüne ya da geçmişine sahip olan milletler daha şanslı gözüküyor denilmekte.

Öte yandan kökeni Aristo mantığına dayanan ve kozmik bilincin sadece “maddi” siklonunda debelenip duran batı kolonyalizmi ise kendi köklerine evrilecek; özellikle de “Avrupa Faşizmi”nin hücre örgütlenmesinin yuvası olan Almanya ve Fransa’da değişik, ABD’de ise çok daha değişik bir yurttaşlık inşası süreci başlayacak.

***

Evet, bu gibi durumlarda fikirler uçar, yani kontrolden çıkar. Ancak süreç böyle ilerlerken Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’ın mesajları da bir hayli ilginç; “Dünya, artık bundan böyle hiçbir şeyin olduğu gibi devam etmeyeceği bir döneme evriliyor.”

Ve en son mesajı ise daha da açık; “Asıl mücadelemiz, salgın sonrasında başlayacaktır.”

Geçireceği tüm sancılara rağmen Türkiye, süper ligde oynayacağına kesin gözle bakanlar da var.

***

Bütün bunları bir köşeye itiyor, bir taraftan da zihnimde açılan merak pencerelerim, beni, çok ama çok ilgimi çeken değişik bir platforma, astro-fiziğin toz zerreciklerine, o kozmik dengenin oluştuğu simetrinin için savuruyor.

Dünyamız Güneş’in sekiz gezegeninden biridir.

Güneşimiz Samanyolu Galaksisi içinde, sayıları 200 ile 400 milyar arasında olduğu tahmin edilen yıldızdan sadece biridir.

Samanyolu galaksimiz ise uzayda, sayıları gittikçe artan milyarlarca-trilyonlarca galaksiden biridir.

Güneş de Samanyolu Galaksisi’nin merkezindeki “Saggitarus” adlı kara delik etrafında tur atıyor ve bunu bizim “dünya yılımıza” göre yaklaşık 250 milyon yılda tamamlıyor.

Güneş Sistemi’nin Samanyolu Galaksisi içinde Saggitarus etrafında attığı tura “galaktik yıl” diyoruz.

Yani bir galaktik yılı düşünürsek, 250 milyon “dünya yılını anlarız ki bu da insanlığın, Samanyolu Galaksisi açısından henüz yeni doğmuş bir bebek olduğunu anımsatır bize.

Ayrıca, galaktik yıl kavramı tüm uzayı da kapsamaz, sadece Samanyolu Galaksisi ’ne özgüdür.

Uzayda milyarlarca belki de trilyonlarca galaksi olduğu tahmin ediliyor.

Özetle, bizim zavallılığımızdan dolayı ancak algılayabildiğimiz “dünya yılı”na göre 250 milyon yıl uzunlukta olan “bir galaktik yıl” bile uzayın sonsuzluğu içinde “SIFIR”dır!

*  *  *

Hele bir düşün bakalım insanoğlu:

Senin “Dünya” dediğin gezegenin uzay içindeki yeri nedir?

Dünya Yılı”na göre 100 yıl yaşasan bile o pek muktedir hayatın ne anlam taşır?..

O zaman ne farkın vardır senin, dünyadaki en kısa ömürlü canlı olan ve en çok 24 saat yaşayabilen, “Ephemeroptera” ailesinin “Mayıs Sineği”nden; Işık mikroskobuyla bile görülemeyecek kadar küçük yapıda olan zehirli bir proteini üretsen bile.

Özet olarak ne kadar büyük ne kadar kudretli ne kadar güçlü olursak olalım, aslında hepimiz bir “HİÇİZ.”

***

Peki, böyle muhteşem bir ihtişama karşı bir mayıs sineğinin müdahale etmesi neyi ve hangi simetriği bozabilir?

Bin bir zahmetle ve ne hinoğlu hinlikle öldürücü bir virüs üretsen dahi, uzayın sonsuzluğu içinde bir toplu iğnenin ucu kadar bile gözükmeyen şu dünyayı, bir “mikro milim” yerinden oynatabilir misin?

O halde varacağımız yargı şu olmalı: İnsanoğlunun havsalasının sınırlarını çokça aşan, o muhteşem ve devasa ihtişamın da bir bilinci ya da “şuur”u vardır kuşkusuz. Böylesine muhteşem bir organizasyonun ne yapacağını kimse hesaba katmıyor gibi bir görüntü hâkim.

Hiç şüphe yok ki çok azına izin verecek, çoğu saçmalıklara ise geçit vermeyecektir.

Yani bildiğini okuyacaktır, milyarlarca yıldır yaptığı gibi…

***

Diretilirse şayet, öyle bir “kozmik şuur” ki, şu dünyevi mantığın çatısını paramparça etme gücünü de içinde taşır. Gerektiğinde o mantığı geldiği yere, “hiç”liğe iter. 

***

Her şey Çin’de başladı, biz de bir Çin atasözü ile bitirelim:

“Neden birbirimiz öldürüyoruz ki, nasıl olsa bir gün hepimiz öleceğiz.”

 
Etiketler: “Corona”nın, Arka, Bahçesi,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
25 Mart 2020
Corona ve “Biyo-terörizm”
408 Okunma.
18 Şubat 2020
Tonya ve “3K” Özentisi!
729 Okunma.
30 Ocak 2020
Kar...
504 Okunma.
16 Aralık 2019
Devlet, Otorite ve “Efendi-Köle İlişkileri”
831 Okunma.
25 Kasım 2019
Yaylalarda Mutfaklar Küçük Olur!
500 Okunma.
29 Ekim 2019
Cumhuriyet ve "Mirati Baba.."
732 Okunma.
15 Ekim 2019
Toprağın Sırrı ve Barış Pınarları
594 Okunma.
09 Eylül 2019
Tonya’da “3-Z” ve ERDOĞAN
550 Okunma.
28 Ağustos 2019
Anadolu Pedagojisi, Kadına Şiddet ve “Kalem Suresi”
947 Okunma.
16 Ağustos 2019
Kazın Ayağı Öyle Değil!
1223 Okunma.
02 Ağustos 2019
Uzungöl’de “Yabancı El Sendromu”
904 Okunma.
02 Temmuz 2019
İstanbul Seçiminde “Zombik Sistemler”
522 Okunma.
20 Haziran 2019
Türk Solu, Maçoğlu ve “Dersim’in Vahşi Kartı” (2)
552 Okunma.
28 Mayıs 2019
Komünizm, Maçoğlu ve “Dersim’in Vahşi Kartı (1)”
661 Okunma.
10 Mart 2019
Seçimler, Belediyeler ve Beklentiler… (1)
912 Okunma.
03 Şubat 2019
Sebzelerin Köyü; “Ölüm Tarlaları Stratejisi”
586 Okunma.
09 Ocak 2019
Eleştiri mi? Yoksa gizli bir “hayranlık” mı?
680 Okunma.
05 Ocak 2019
Yılbaşı’nın Arka Bahçesi
509 Okunma.
25 Aralık 2018
“Lapis Lazuli Koridoru”nun Jeo-politiği (Yeni İpek Yolu)
664 Okunma.
06 Aralık 2018
Horus’un Gözleri ve “Trabzon”
689 Okunma.
26 Kasım 2018
Öğretmen, eğitmen mi, yoksa bir öğreten mi?
537 Okunma.
12 Kasım 2018
Tonya Koop. Serüveni
1045 Okunma.
29 Ekim 2018
Edison’un Annesi ve “And İçme…”
893 Okunma.
28 Ağustos 2018
Sosyete İftirası; “Spekülatif Atak”
796 Okunma.
31 Temmuz 2018
İmar Barışı veyahut “Kent Hakkı”
826 Okunma.
20 Mayıs 2018
Muharrem Bey’in Matematiği ve “Sıfır”
975 Okunma.
30 Nisan 2018
Seçim 2018 ve “Denge Analizi”
1014 Okunma.
30 Mart 2018
Çitrakarna Meral!
1355 Okunma.
15 Ocak 2018
Tonyalı Hacı Hasan Efendi’nin Anısına…
1124 Okunma.
Haber Yazılımı