TONYA
TONYA'YI YASA BOĞDU
RADYOCU AHMET EŞİNİ KAYBETTİ
RADYOCU AHMET EŞİNİ KAYBETTİ
Yazı Detayı
14 Ağustos 2020 - Cuma 12:27 Bu yazı 381 kez okundu
 
BEYRUT’TA BİR PATLAMA VE “LEVİATHAN”
Hayri Yıldız
 
 
Eski toplumda “iktidar”, kendine özgü bir aygıta, örgütsel manada bir “devlet”e sahip değildi ve toplumsal otoriteyi elinde bulunduran “erkek” sınıfı, her erkeğin “eş” ve “baba” olması hasebiyle de toplumla son derece kaynaşmıştı. Gerçi karar otoritesi toplumdan topluma değişen biçimler arz ediyordu, ancak kararlar bazen istişareyle (erkekler ve ihtiyarlar meclisi) bazen bir şahıs tarafından (şef, bey, reis gibi…) alınabiliyor, bazen de ikisi birden geçerli olabiliyordu. Dünya, bu evrede pek sorun yaşamamıştı, çünkü yapay virüsler henüz keşfedilmemişti ve her şey kendi “orijin” tiyatrosunda oynanıyordu. *** Tarihli toplumlara geçildiğinde ise “azametli devlet aygıtı”, farklı, ayrışmış, kadiri mutlak bir kendiliktir artık ve toplumla ilişkileri “belalı” ve “patlayıcı” bir hal almıştır. Bu manada devlet, bir yanda toplumsal yapının tamamının birlik ve denetimini sağlar ve bu anlamda “kamu menfaati”ni örgütler. Öte yanda ise doğası gereği büyümeye, daha fazla güç biriktirmeye meyleder ve tolumla ilişkisi sadece ortak bir yaşama ilişkisi değil, bir “asalaklık” ilişkisidir de aynı zamanda. Ve bu evrede devlet aygıtı, hem “megalomani-büyüklük hezeyanı”na kapılabilmekte, hem de hâkim sınıf veya o “kast” yapısının çıkarlarının aracı haline gelip muktedirlerin “ubris (kibir) sendromu”na maşa olabilmektedir. Bu durumda iktidar, aşırı değişkenlik (krallık, teokratik, despotik, danışmacı, aristokratik, bürokratik, teknokratik, hatta demokratik gibi…) gösteren bir alan olmakla kalmayıp, aşırı “istikrarsızlık” da gösteren, siyasal hırslar ve toplumsal çatışmalar oyununa göre şekil değiştiren bir alana da dönüşebilmektedir. Böylece iktidar, “devlet-yönetim-polis-ordu” şeklinde düzenin uç noktasında yoğunlaşan alanı, aynı zamanda “gürültü”nün de doruğa ulaştığı bir alana dönüşür. İşte bu bölge içinde iktidar, genel “denetim” ve “kontrol”ü elinde tutar. Fakat “mükemmel çağ !” diye tabir edilen “bilgi toplumu” ya da “bilge insan”, veyahut “modernite” kavramlarının hışımı sonunda iktidar, “delilik”, “çılgınlık” ile “güç-para-iktidar” hayallerinin ve iştahasının mayalandığı ve adına “küreselleşme” denilen bir döneme evrilen ve adeta canavarlaşan bu yapıyı artık denetim altında tutamayan bir aygıta dönüşür ve giderek kontrolü kaybeder. Ve sonunda iktidarın merkezindeki çatışmalar, krizleri, komploları, saray darbelerini, isyanları, iç savaşları tetikler; yabancı diyarlardan yardım istenir ve ayaklanmalar çıkartılır ve tabiidir ki diğer yanda sosyal gerginlikler ve uzlaşmazlıklar, toplumdaki istikrarsızlıklar da iktidarı istikrarsızlaştırır. Ve artık dünya, sorunlu, hatta sorunları kolayından çözülemeyecek bir “kaotizm”e ya da “karmaşa” nın hâkim olduğu bir evreye sürüklenir. *** “Güç-Para-İktidar” üçgenine hapsolan kibir, sonunda “delilik” ve “çılgınlık” patlamasıyla etrafa öldürücü parçacıklar saçar. Tıpkı vaktiyle “Nagazaki” ve “Hiroşima” yıkım ve facialarında olduğu gibi. “Mükemmel Çağ’ı !” inşa eden ve “süper güç” unvanıyla taltif edilen İngiltere, Çin ve ABD, “Potsdam Bildirisi”nde “koşulsun teslim ol” şeklinde verilen ültimatomda Japonya, önce sessiz, daha sonra da ret ettiği için başına o iki balyoz indirildi. Ve sonunda İmparator Hirohito, koşulsuz teslimiyeti ilan etti. *** Yıl 1 Kasım 1952. Güney Pasifik’teki Marshall adalarından biri olan Eniwetok üzerinde dev bir ateş topu beliriyor ve bu ateş topu, köreltici ışıklar, radyoaktif serpinti bulutları ve patlama sesleri arasında top mantar biçimini alıyor ve birkaç dakika içinde 25 km. yükselerek stratosfer’e varıyor. Bu bir Amerikan hidrojen bombası testidir. Ve o ateş topundan oluşan duman dağıldığında görüldü ki 390 mil çapındaki bir “lagün-deniz gölü” ortasındaki mercan adası Elugelab haritadan silinir. 100 mil çapındaki mantardan dağılan radyoaktif parçacıklar atmosfer üzerinde bir örtü oluşturur ve bu öldürücü parçacıklar 10 yıl içinde dünya çapında bir radyoaktif serpintiye yol açacaklardır. ** Peki, “teslim ol” ya da daha kesin sonuca yönelik “koşulsuz teslim ol” çağrıları ne anlama gelir? Teslim olmak, “bundan böyle kaderin benim elimdedir ve kaderine isyan edemezsin.” Koşulsuzu ise, “kendinizi tamamen teslim edin, çünkü asla bir bütün olarak eskisi gibi geriye dönemeyeceksiniz” demek. *** Leviathan ise, Thomas Hobbes (1588-1679) tarafından yazılmış ve 1651’de yayınlanan bir kitabın adıdır. Kitapta Leviathan, bir devlet metaforu olarak kullanılmıştır. Anlamı ise Tevrat ve İncil’de geçen ve kötülüğü temsil eden bir deniz canavarının adıdır. Kamu tercihi teorisyenleri bu durumu Thomas Hobbes’un bu eserinden yola çıkarak devleti; “önüne çıkan canlıları yutan mitolojik deniz canavarına” benzetmiştir. Hobbes ise, bu metaforu mutlak güç ve yetkilere sahip “egemen” bir devleti ve dolayısıyla onu yöneten egemeni (imparator, kral, padişah…) tanımlamak için kullanmıştır. Mitolojik bir göndermeyle de Leviathan, şeytanın isimlerinden biri olarak da kabul edilir. *** Osmanlı sonrası “Leviathan”a teslim olan Ortadoğu, hatta (dolaylı da olsa) Türkiye’de işler tersine mi gidiyor zaman zaman ve “bundan böyle kaderim değilsin” isyanı mı baş gösteriyor ya da tekrarından o “bütün’e evrilme” mi var bu coğrafyada ki, Ankara kendi savaş uçağıyla bombalanıyor, Suriye, Irak ve Libya parçaları daha da “alt parçacıklara” ayrılmak isteniyor, dünyanın “kalp gâhı” adıyla anılan Afganistan sırasıyla işgal ediliyor, Kadim Mısır uygarlığı son darbeyle yerle bir ediliyor, Türkiye ile arasına sokuşturulan Ermenistan, sürekli olarak Azerbaycan’ı arkadan hançerliyor, Katar’a ambargo uygulanıyor vs, vs… *** En son Beyrut’ta müthiş bir patlama; adeta bir mantar biçimini alan hidrojen bombası gibi. Peki, neden Beyrut ya da Lübnan? İlk bakışta bildik bir konu olarak coğrafyası akla geliyor. Bu günkü bilgimiz dahiline başlangıç noktası bundan yaklaşık olarak 10 bin yıl kadar öncesine dayanan, “Aşağı Mezopotamya” ve “Ürdün” arasındaki verimli vadilere sahip, buğday, arpa, burçak ekininin geliştiği ve nüfus yoğunluğu, iş gücü, teknik, mübadele, federasyon, “savaş” ve “fetih” diyalektiğinin ilk tarihli toplumlara hayat verdiği bir coğrafya burası. Tarihli toplum Mezopotamya’da “neşvü nema” olmuştur, yani büyüyüp gelişmiştir. Üstüne üstlük bir de “su-petrol” sonra da “doğalgaz” kaynakları yönünden dünyanın “enerji deposu” oluyorsa ve o depolar yavaş yavaş elden çıkıyorsa ya da kontrol edilemez duruma geliyorsa, tek yapılacak şey “gürültü!” çıkarmak. *** Ancak, giderek şeytanlaşan ve hakimiyetini kaybetme korkusu yaşadığı durumlarda tam bir patlayıcıya dönüşen “küresel oligarşizm”, Beyrut’ta, kime karşı, ne zaman ve nasıl kullanılacağı pek bilinmeyen ve füze ile gübre yapımında kullanılan binlerce ton patlayıcıyı nasıl ve neden infilak ettirir? Tam da Doğu Akdeniz’de “İsrail-Mısır-Yunanistan” marifetiyle oluşturulan “şeytan üçgeni”nin iç acılarında yaşanan bir daralma esnasında. Üstelik de bu daralma, daha düne kadar kendi güvenliği için kullandığı bir “radar ülke” konumunda olan ve bir sömürge devleti davranışları sergileyen Türkiye tarafından, daha doğrusu Lideri Erdoğan’ın son dönemlerde sahaya sürdüğü “stratejik” hamleleriyle gerçekleştiriliyorsa, kendileri adına bu daha da vahim bir durum olsa gerek. *** “İz bırakmama” konusunda usta, hatta profesyonel olan bu örgüt, acaba kimim eliyle giderek mantar şeklini alan ve bir hidrojen bombası gibi etrafı cehenneme çeviren o müthiş “gürültü”yü nasıl gerçekleştirebilir? Bu nasıl bir Leviathan? Tek bir olasılık var cevaba teşkil edecek: Demek ki şeytan da giderek uzmanlaşıyor ve cehennemin tek imparatoru ya da hükümdarı olduğuna göre, o tür bir şeytaniliği ancak, denizlerden sorumlu, özellikle de Doğu Akdeniz’deki krizi kendi lehinde çözmek için görevlendirdiği bir devlet bakanına yaptırtabilir. Kim bilir?
 
Etiketler: BEYRUT’TA, BİR, PATLAMA, VE, “LEVİATHAN”,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
20 Temmuz 2020
AYASOFYA'NIN GEOMETRİSİ
222 Okunma.
08 Temmuz 2020
“Ayasofya’nın Geometrisi”
363 Okunma.
11 Nisan 2020
“Corona”nın Arka Bahçesi
742 Okunma.
25 Mart 2020
Corona ve “Biyo-terörizm”
526 Okunma.
18 Şubat 2020
Tonya ve “3K” Özentisi!
1062 Okunma.
30 Ocak 2020
Kar...
692 Okunma.
16 Aralık 2019
Devlet, Otorite ve “Efendi-Köle İlişkileri”
1039 Okunma.
25 Kasım 2019
Yaylalarda Mutfaklar Küçük Olur!
582 Okunma.
29 Ekim 2019
Cumhuriyet ve "Mirati Baba.."
818 Okunma.
15 Ekim 2019
Toprağın Sırrı ve Barış Pınarları
696 Okunma.
09 Eylül 2019
Tonya’da “3-Z” ve ERDOĞAN
666 Okunma.
28 Ağustos 2019
Anadolu Pedagojisi, Kadına Şiddet ve “Kalem Suresi”
1104 Okunma.
16 Ağustos 2019
Kazın Ayağı Öyle Değil!
1350 Okunma.
02 Ağustos 2019
Uzungöl’de “Yabancı El Sendromu”
1020 Okunma.
02 Temmuz 2019
İstanbul Seçiminde “Zombik Sistemler”
680 Okunma.
20 Haziran 2019
Türk Solu, Maçoğlu ve “Dersim’in Vahşi Kartı” (2)
682 Okunma.
28 Mayıs 2019
Komünizm, Maçoğlu ve “Dersim’in Vahşi Kartı (1)”
768 Okunma.
10 Mart 2019
Seçimler, Belediyeler ve Beklentiler… (1)
1027 Okunma.
03 Şubat 2019
Sebzelerin Köyü; “Ölüm Tarlaları Stratejisi”
669 Okunma.
09 Ocak 2019
Eleştiri mi? Yoksa gizli bir “hayranlık” mı?
768 Okunma.
05 Ocak 2019
Yılbaşı’nın Arka Bahçesi
607 Okunma.
25 Aralık 2018
“Lapis Lazuli Koridoru”nun Jeo-politiği (Yeni İpek Yolu)
742 Okunma.
06 Aralık 2018
Horus’un Gözleri ve “Trabzon”
796 Okunma.
26 Kasım 2018
Öğretmen, eğitmen mi, yoksa bir öğreten mi?
635 Okunma.
12 Kasım 2018
Tonya Koop. Serüveni
1155 Okunma.
29 Ekim 2018
Edison’un Annesi ve “And İçme…”
981 Okunma.
28 Ağustos 2018
Sosyete İftirası; “Spekülatif Atak”
882 Okunma.
31 Temmuz 2018
İmar Barışı veyahut “Kent Hakkı”
900 Okunma.
20 Mayıs 2018
Muharrem Bey’in Matematiği ve “Sıfır”
1079 Okunma.
30 Nisan 2018
Seçim 2018 ve “Denge Analizi”
1113 Okunma.
30 Mart 2018
Çitrakarna Meral!
1458 Okunma.
15 Ocak 2018
Tonyalı Hacı Hasan Efendi’nin Anısına…
1232 Okunma.
Haber Yazılımı